18 Aralık 2013 - 07:44
ABD'den Türkiye'ye füze baskısı

Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanlığı Savunma Sanayi Müsteşarı Murad Bayar, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, Çinli China Precision Machinery Import and Export Corp (CPMIEC) Şirketi’nin hava savunma sistemleri alımı konusunda kendileri için öncelikli kuruluş olmaya devam ettiğini ifade etti.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Konuyla ilgili olarak siyaset bilimci Stanislav Tarasov ise öncelikli şirket olmanın anlaşma imzalama manasına gelmediği ve bu alanda ortaya çıkan meseleleri aşmaktan henüz çok uzakta olduğunu ifade ediyor:

Bilindiği üzere, Ankara’da geçtiğimiz Eylül ayında Çinli şirketin yanı sıra, ABD’li büyük firmaların ve Rus iştiraki olan Rosoboroneksport’un da katıldığı bir hava savunma sistemleri alımı ihalesi düzenlendi. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, ihaleyi kazanma konusunda hiçbir şansı olmamasına rağmen Rus iştiraki olan Rosoboroneksport’un pek çok kez benzer ihalelere katılmış olmasıdır. Bu durum, askeri teçhizat alımlarında Türkiye’ye ABD’li ve diğer yabancı şirketler tarafından önerilen yüksek fiyatları aşağı çekme imkanı vermektedir. Görünüşe göre, Türkiye bu sefer de daha önce denenmiş olan klasik senaryoyu uygulamaya koydu. Ancak ihale sonucunda Çin yapımı hava savunma sistemlerinde karar kıldı. Türkiye’nin Çin yapımı sistemleri tercih etmesinin altında yatan sebep ise oldukça basit: Bu sistemler ihaleye katılan diğer ülkeler tarafından önerilen hava savunma sistemlerinden 1 milyar Dolar daha ucuz.

Bununla birlikte, ihaleden hemen sonra açıklama yapan Türk yetkililer, ABD’den yeni fiyat teklifleri beklediklerini de ifade etmişlerdi. Ancak Milli Savunma Bakanlığı Savunma Sanayi Müsteşarı Murad Bayar’ın da belirttiği gibi ABD tarafından yeni bir fiyat teklifi yapılmadı. Rosoboroneksport ise yeniden düzenlenecek olan ihaleye katılmayı reddetti. Söz konusu atmosfer içerisinde Türkiye anlaşma imzalanması maksadı ile Çinlilerle yeniden görüşme masasına oturdu.

İşte tam da bu sırada ABD vurucu hamlesini yaptı. Today’s Zaman Gazetesi’nin bildirdiğine göre, Washington yönetimi savunma sanayi alanında faaliyet gösteren WestCAM Solutions Şirketi’ne Türk yapımı Karayel tipi İHA’larda kullanılan sensör ve lazer hedef belirleme sistemlerini Türkiye’ye satma yasağı getirdi. Söz konusu sensörler ve lazer hedef belirleme sistemlerinin, istihbarat toplayan Karayel tipi İHA’ların yanı sıra, bu araçların silahlı versiyonu olan Anka tipi uçaklarda da kullanılması planlanmaktaydı. Bu gelişmeden hareketle Today’s Zaman, ABD’nin söz konusu hamle ile Çinlilerle yapılan füze kompleksi alım anlaşmasını bozması için Türkiye’ye açık bir biçimde baskı yaptığı görüşünde.



Karayel projesi kapsamında kullanılan ve ABD’nin vermeyi reddettiği ürünleri Türkiye bizzat kendisi üretebilir. Ancak bunun için ciddi bir finansal kaynak ve zaman gerekmekte. Bu durum, Türkiye’nin kendi milli füze sistemlerini üretmesi için de geçerlidir. Büyük finansal kaynak ve zaman faktörlerinin analizini iyi yapmış olan ABD’li ve bir takım Batı’lı savunma sanayi şirketleri, bu argümanları kullanmak suretiyle Türkiye’ye karşı etkin bir oyun sahnelemektedir. Burada üzerinde dikkatle durulması gereken bir başka önemli nokta da ABD’nin Türkiye’ye en son teknolojiye sahip savaş sistemlerini vermek istememesidir. Bu bağlamda, ABD’nin kendi üretimi olan MQ-1 Predator tipi saldırı İHA’larını Türkiye’ye vermeyi reddetmesi de oldukça manidardır.

Türk Ordusu ve bu orduyu yöneten generaller ise mevcut olan yakın ve sıkı ilişkiler zemininde NATO’nun ve Batı’lı savunma şirketlerinin güvenlik sistemleri ile ilgililer. Bu yakın ve karşılıklı işbirliği ve ilişki ortamı içerisinde daha önce pek çok kez sıkıntı yaşanmasına rağmen, karşılıklı olarak ödün vermek suretiyle taraflar bir şekilde uzlaşmayı başardı. Bu durumun mevcut anlaşmazlık ortamında yeniden tekrar edeceği varsayılmaktadır. Ancak Amerikalıların fiyat konusunda indirime gidip gitmeyecekleri konusu ise halen belirsizliğini korumakta ve söz konusu süreçte problem olmaya devam etmektedir. Çinli şirketlere gelince… ABD ve NATO ile daha elverişli ve kazançlı askeri anlaşmalar yapılması halinde Türkiye’nin bu şirketlerin olası kayıplarını bir şekilde tazmin edeceği düşünülmektedir.